Archive for Şubat, 2005

Abant denen garip yer

Pazartesi, Şubat 28th, 2005

Hani ismini duymuşsunuzdur yüzlerce kez eminim, Abant diye bir yer vardır Bolu’da. Doğa harikasıdır, mükemmeldir, romantiktir, vesairedir… Velet iken gidip görmüş olduğum bir yerdi ki ben de pek izi kalmamış sıfırdan başlar gibi gidip görmeye fırsat bulduk. Eh tamam, gittik gördük de. Gördüğümüzü beğendik mi?

Abant'ta fayton ve kış

Nah beğendik, afedersiniz. Abartı sanatının faydalarının ve zararlarının nelere kadir olduğunu gördük sadece. Hani insan hayal eder ya bir yeri, öyle Abant hayal etmişim ben de kendi kendime. Bir de farkettim ki, yalanmış o Abant. Tepelerle çevrili bir alanın ortasındaki gölden ve tepelerdeki ormanlardan ibaretmiş. Bunlar kötü şeyler mi yani nerde hata derseniz. Hata, beklenti ve gerçeklerde gizli. Gölün çevresindeki tek şeritlik yamuk yumuk asfalt yolda, at bokları(kusruma bakmayın) ile pekişmiş bir kar-çamur deryasının üzerinden geçen arabaların sıçrattıklarından ve çılgın faytoncuların ayakları kayan atlarından tırsarak yürümek ise doğa ile bütünleşmek; Ben yokum arkadaş… Hele de orada kış hala yaşamakta iken… Kış yaşanmakta iken dedim şimdi ama bakmayın, hiçbir güç beni tekrar Abant’a gitmeye ikna edemez. İster yazı, ister ilkbaharı güzel olsun; o asfalt otoban olmadıkça gidesim yok :P .

Mantıklı insanın kafa karışıklığı olmak…

Salı, Şubat 22nd, 2005

Bir önceki blog ile birlikte seri olması değil amacım. Şimdi nasıl hissediyorsam aynı yoğunlukta olacak aşağıdakiler de.

Hepimizin neyin mantıklı, neyin mantıksız olduğunu anlayacak bir beynimiz vardır. (Aslında beynin tek görevi bu değildir ama şimdi ilgilendiren kısmı bu olduğu için bunun üzerine eğiliyoruz.) İşte beynin bu yeteneğiyle de karar verirken ölçüp biçme işlerini yaparız. Bir olay olmuştur, biz onu ölçüp biçmeye çalışmışızdır. Sonunda mantıklı bir senaryo uydurmuş, bu hikayeye ne kadar gerçek olduğunu bilmesek de inanmışız, gerçekmiş gibi önem vermişizdir. O sanal gerçekliğimiz, mantıklı senaryomuza inanmışız. Bu senaryonun oyuncularına ise kendimizinki kadar büyüklükte bir beyin ve mantık bahşetmişizdir. Hani aptallık ya da saçma bir hareket yapıyorlarsa da genel bir mantık üzerine oturmuştur tüm yaptıkları.
Ama gerçekte öyle midir ki? Yaşarken neyi nasıl mantıklı yaptığımız ya da yapmadığımız konusunda pek de düşünceli değilizdir. Düşünceliysek de bu kendi mantığımızla sınırlıdır, başkalarının bu mantıkta artı-eksileri olsa da katkıları çok fazla değildir.

Yani na’parsak yapalım beynimizle gerçekçi bir simülasyon gerçekleştirmemiz mümkün değildir. Zaten trilyonlarca etkenden oluşan tüm düşüncelerimiz ve hareketlerimizi aklımızda oluşturduğumuz genel mantık temellerine dayanan bir simülasyonla ifade edebilmek kendimiz hakaret olurdu.
Ama bunu bilen bir mantıklı insan bile, kendinden habersiz olarak gelişen ve tamamen mantıksızlık sınırlarını zorlayan bir olayı simüle etmeye kasar. Sonuç olarak eline de koskoca bir kafa karışıklığı baki kalır. Sonra bu kafa karışıklığından elde edilecek tüm zırvalar da, simülasyonun çıktılarıdır. Siz oysaki “mantıklı” üç-beş çıktı beklemişsinizdir onca mantıklı girdiye karşın. Ama hayat o kadar basit değildir ne kadar basit yaşasak da, onu komplike yapan biz olmasak da…

not gibi: Tüm bunlar tahmin gücümüzün sıfır olduğuna ve mantığın geçersizliğine dair olsalar da, şahsen çok da fazla şeyi tahmin edebileceğimizi düşünüyor ve insanın kendini tekrar eden bir varlık olduğunu biliyorum(hani bunlar fikir olduğundan gayri inanıyorum da). Sanılmasın ki asla hiç bir şeyi tahmin edemeyiz ya da mantıklı bir senaryo uyduramayız, elbet uydururuz/tahmin ederiz. Ama gün gelir öyle bir saçmalık konmuştur ki sahnede siz onu çözene kadar kafanız karman çorman olmuştur. Perde kapamış, kendi mantıklılığınız çözüm vermemiştir. İşte asıl tema da budur.

Kafası karışık adamın zırvası olmak

Cuma, Şubat 11th, 2005

Az önce burda olmak üzere olan yazıların kendisi tam bu gruba girecekti. Aslında şimdi bunlar da giriyor ama bunu farkedip de yazmak da ayrı bir zevk benim için. Neyse…

İnsanın kafası niye karışır, niye hep saçma sapan şeylere yorar aklını? Oturup adam gibi bir işle uğraşmak varken… Cevapları bizde olmayan ve olamayacağını da bildiğimiz sorulara cebelleşmek bir nevi insanın kendi kendine kestiği cezadır. Ama cezaya gönüllü olmanın sebebi ve cezayı çekmenin kazancı meçhuldür. İşte asıl soru da, kafanın niye karıştığı değildir bu durumda, kafanın niye karışık olduğunu bilirsiniz her zaman. Ama çözüme ulaşacak yoldan emin değilsinizdir ya da yolda verilecek kurbandan korkarsınız. Bu çekingen düşünce durumunda ne sonuç elde edebilir ne de en azından manşeti değiştirebilirsiniz kafanızdaki. Kaldı ki, düşünme eyleminizin tam anlamıyla sebebi de budur o anda. Düşünmeniz kendinize çektirdiğiniz bir cezadan başka bir şey değildir bu nedenle. Ceza ille de bir sonuç çıkarmayacağını göstermez ama elbet işte bazen böyle zırvalar çıkar ağzınızdan emin olup olmadığınız bir halde. Bunlar, cezanın size işlemediğinin kafanızın karışıklığının daha uzun süreceğinin göstergesidir işte…

(tüm dünya üç noktadan ibaret olsa keşke…)

SPTurk admin panel

Perşembe, Şubat 10th, 2005

SPTurk’teki ilerlemeyi anlatmak adına bir iki resim vermenin faydalı olacağını düşündüm. Bu artık anasayfanın benim için görüneceği hali. Buradan her haber üzerinde anında düzeltme ya da silme işlemi gerçekleştirilebilir durumda. Haber Ekleme fasilitesi var ama o da anasayfaya yakında gelecek.

Haber elleşmece

Burada da downloadlar üzerine anında yapabileceğim iki temel değişiklik gözüküyor. Düzeltme ve silme. Her download bölümünde dosyalar id’leriyle birlikte silinebilir ve düzeltilebilir durumda. Dosya ekleme modülü de hazır, ana sayfaya taşımak üzereyim onu da :) .

Ana sayfada sağ tarafta çıkan ve haber-dosya eklemeyi ve çıkış yapmayı sağlayan bölme :) .

Olduramadım

Pazartesi, Şubat 7th, 2005

“Yaaerrrabim” diye başlamak istiyorum söze :) . Niye mi, Özkan Uğur abimiz öyle bir parça çıkarmış ki saatlerimi çaldı şimdiden benden. Birkaç ay önce GORA Soundtrack’i indirip dinleyecek bir şey bulamayarak bir kenara sallamıştım ama Özkan bey indirdiğime sevinme sebebim oldu tek başına. “Olduramadım” diye acayip eğlenceli ve süper bir laf üzerine kurulu parçası kesinlikle kocaman bir “hambaleleyambaleyo” hakediyor. Kaçırmayın türk popuna düşmüş en süper parça şu an için kesinlikle…

“hambaleleyambaleyo wooleyya
hambaleleyambaleyo wooo oof
yarabbim, of yarabbim”

hayddinnnnn!!!