Ampül vakâsı
Cuma, Haziran 30th, 2006En acayip cümlelerle başlayan haberlerinden biri olmalı bu herhalde
.
“Fatih Muhammed, Pakistan’lı bir mahkum, geçen haftasonu anüsünde bir ampül ile uyandığını söylüyor.”
En acayip cümlelerle başlayan haberlerinden biri olmalı bu herhalde
.
“Fatih Muhammed, Pakistan’lı bir mahkum, geçen haftasonu anüsünde bir ampül ile uyandığını söylüyor.”
Ülkemizde de pek çok Harun Yahya tarzı Fantastik Yaradılışcı karşıtı insan var. Bunların pek de tepkisel bir şey yarattığını şimdiye değin göremedik ama az önce tam da psikopat bir ironi ile karşılaşınca da dayanamadım. Tüm Harun Yahya’lara karşı Uçan Spagetti Canavarı’na taparık biz!
Kendisi şöyle bişey;

Bu din tamamiyle parodi amaçlı olarak doğuyor, sebebi de yaradılışçılar Evrim Teorisi’nin yanında okullarda üç büyük dinin de anlatılması gerektiğini Kansas’ta zorluyorlar. Bobby Henderson adlı rahat duramadığını anladığımız şahıs da o anda uydurduğu Uçan Spagetti Dini’nin de öğretilmesi gerektiğini savunuyor. Pek çok kişi de bu sayede yaptıkları mallığın farkına varıyorlar. Tabi iş çığrından çıkıyor ve bu parodi dini, yaradılışcılarla dalga geçmek isteyenler için fenomenini devam ettiriyor.
Dinin ilk kuralı da; Kahinat, görünmez ve saptanamaz bir Uçan Spagetti Canavarı tarafından bir dağ, biraz ağaç ve bir cüce ile başlayarak yaratılmıştır.
Buna rağmen gülmesini tutabilecekler varsa;
Church of the Flying Spaghetti Monster
Wikinin gözünü yiyim ben diyenlere
“Nerden çıktı şimdi bu seri? Böyle bir de yanına ‘- 1‘ falan koymuş napacak, bu kaça kadar gidecek acep?” dediğinizi duyar gibiyim, aynı zamanda “dediğinizi duyar gibiyim” kalıbını kullanan insanlarda her daim ufak da olsa bir şizofreni olduğunu düşünmüyor da değilim. Neyse konuya dönelim, daha fazla kazandırığı şeyleri bulabilirsem üniversitenin ekliycem buraya, olay budur. Büyütmeye gerek yok. Başlıyoruz…
Tembellik ya da Üşengeçlik
Evet di mi, insanın kafasını karıştırıyo bu azıcık
. Projeler yüzünden kafasını bellediğim (genelde bellemekle kalmam aslında ama neyse), vize mize var lan şeklinde beyanatlarımla atlattığım insanlar şaşırcaktır. Hemen onlara cevap veriyorum; “hayır bölüm kolay değil!” Onunla bir alakası yok! Ben eskiden çalışkandım, olay orda.
Geçen hafta her final döneminin sonunda olduğu gibi dönem boyunca çektirilmiş fotokopileri ayıklayıp müsvedde olarak kullanılabilecekleri buluyordum. Sonra nasıl olduysa birinci sınıfta tuttuğum bir deftere denk geldim. Defter her desten az uz bir şeyler içermekle birlikte fizik dersi kısmına gelince bir anda şoke edici etkiler bırakabiliyor. O zaman beni de çok seven(!) Tuncer Hökelek beyefendi bir derste toplam 8 sayfa not tutturmuş kareli harita metod deftere, hele en son sayfa sadece bir soruya ayrılmış ki sorunun kendisi çözümünden daha uzun. Neyse…
İşte tam o sıralar(üniversite 1.sınıf) ben not alıyordum derslerde, “Fizik nedir?” anlamaya çalışıyordum. Lisede çalışmak adına yaptığım tek şey idi nerdeyse derste not tutmak, hocaya kulak vermek. Ama genç Yiğit farkında değil ki burda öyle değil. Oku babam oku, yaz babam yaz. Hiç bir bok değişmiyor. İlk vizede delirmenin eşiğinden dönüyorum, bir skim anlamıyorum.
Sonra not tutmayı bırakıp Fizik’in mına koyayım diyerekten salıyor. Allah’tan da Fizik sınavları test, kurtuluyorum… Hökelek bana ilk dersi veriyor üniversite’ye dair; kimi derslerde/çoğu derste not almak sadece sınavına girmeden önce o kadar dersine girdim ne diye bi bok anlamıyorum demene sebep olur. Sen sen ol, kafanı skiyorsa, rahatsız ediyorsa, bayıyorsa not alma; sınavı da o kadar saçma, sıkıcı ve bayıcı olacak zaten.
Evet şu an dördüncü sınıfa geçiyorum mezun oluyorum ve geçen sene boyunca İşletim Sistemleri kitabının kenarlarına aldığım küçük notlar dışında hiçbir yazılı evrak yok kendime ait. Neymiş, not denen şey gereksiz bir şeymiş. Not tutmamanın devamı olarak da derse girmemek gelir tabi, ama kademeli gitmeyi tavsiye ederim ben genç arkadaşlara
.
Bir sonrakinde görüşmek dileğiyle…