Ne zaman kendimiz için yaşayacağız?
Kendimiz için yaşıyoruz di mi hepimiz ? Elbette! İnandırmasak nası yaşayabilelim ki kendimiz için yaşamadığımız bir hayatı? Aslında her ne kadar biz kendimiz yaşadığımızı düşünürsek düşünelim, toplumsal bir bilinçaltı bizi yönlendiriyor ve hep en büyük virajımızda gazı kökleyip direksiyonu kilitleyerek uçuruma doğru itekleyiveriyor. Uçurum dediğin toplumsal hüzün çöplüğüne çıkıyor. Herkesin mutlu olduğu, metalara boğulup da metalardan kurtulamadığımız bir paralel evren. İçinde yaşıyoruz ama farkında değiliz, yok yok aslında farkındayız ama her nasıl oluyorsa fark ettirmiyoruz farkında olduğumuzu. Yoksa farkındalığımız batar başkalarına, farketmek istemeyenlere ve hatta kendimize. Ben uçurumu tırmanıp virajı dönmeyi deneyeceğim dediğinizde ise arkada çöplükte sürüyle insan ardınızdan bin türlü başarısızlığınız için iç geçirme ile çalkalanır, her tökezlediğinizde bir alkış kopar. Ve en kötüsü o tökezleme çöplüğe geri dönüşe sebep olursa, işte o an bitiveririz, yenilmişizdir ve çabanın yersizliğini kanıtlayıp çöplüğün varolduğu sanılan anlamlılığına yani anlamsızlığına daha da anlam katmış oluruz. Bir daha o viraja tepeye çıkış denememiz ilki gibi “gençlik ateşi” değil, “delilik” olacaktır artık. Denemeye denemeye öğütülmüş oluruz böylece biz de çöplükte hep birlikte, her tepeye çıkmaya çalışana küfrede küfrede…
Bir de düşüşün ardından uçurumu tırmanıp virajı dönebilenler var ki, hep virajı dönme hayaliyle yaşayıp şimdi uçurumda kolarımı küçük dairesel şekillerde sallayıp ileri geri salınarak dengemi kurmaya çalışan ben, hala onlardan biri mi yoksa dengesini kurabilen biri mi yoksa aşağıdakilerden biri mi olacağımı merak ediyorum. Aşağıda çok kalabileceğimi düşünemediğimden de dengemi kurmaya çabalamaya ne kadar dayanabileceğimi bilemediğimden de, ikilemlere dalıp belki düşeceğimi unutarak uçabileceğimi hayal ediyorum sadece.
Not: Douglas Adams’dan uçma öğrenmenin tadı ayrı bir güzel elbet…
Şubat 14th, 2008 at 4:50 pm
soft porn